Yazmak lazım ara sıra da olsa. Konuşma eyleminin aksine yazmak bir düşünme sorumluluğu getirir.
Sıraya dizmekteydim iki haftadır bir takım sayıları ADS ödevinde ordan esti bu da.
"gönlümün bir hali var ki, gam değil kasvet değil
neş'e dersen hiç değil, mahzuni firkat değil
anlatır belki bu sözler derdimi erbabına
mey o mey, canan o canan, sohbet o sohbet değil."
16 Kasım 2009 Pazartesi
5 Kasım 2009 Perşembe
Erken Kalkan Yol Alır
Bugün, dedemden yadigar kurmalı çalar saat sayesinde 4 saatlik uykumdan uyanıp okula gidebildim. BİÇO'nun haftaya vizesi var. O yüzden bu hafta hayati önem taşıyordu. Sabah 8.30'da derse varabilmek için evden en geç 8:00'de çıkmamız gerekiyordu. Ancak 10 dakikalık gecikmenin affedilebilir olması bizi bunu suistimal etmeye zorluyor gibiydi sanki =) 4. Levent - Maslak arasında yeni açılan metroyu kullanmak vakit kazandırmaktan çok kaybettiriyor. Hele benim gibi biraz şanssızsanız 11 dakikada bir gelen treni 10 dakika beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. Sütten ağzımız çokça yandığından artık sabahları ya otobüsle ya da minibüsle gidiyoruz okula. Eski kütüphanenin önünden geçen hipotenüsümüz kaldırılıp yerine yeni bir bina dikilmeye başlandığından beridir FEB'in içindeki kısa yolları kullanarak gidiyoruz fakültemize. Geçenlerde kısa yol sandığım yoldan kat be kat daha kısa bir yol gösteren çok sevdiğim bir arkadaşımın sayesinde hem her sabah bütün fizik bölümü hocalarının kapılarına ne twitlediklerini görmekten hem de Kimya bölümü lablarından gelen kesif amonyak kokusunu duymaktan kurtuldum. =) Sağlıklı bir hayat için her sabah 15 dakika yürüyoruz artık :p
Sabah erkenden okula gittiğim günlerim öylesine dolu geçiyor ki evde tüm gün pineklediğim günlerimin ömrümden çalınmış günler olduğunu düşünmeye başladım. İnsan, sosyal çevresiyle bambaşka bir anlam kazanıyor. İşbu tespit (tesbit değil) çerçevesinde yarın yine erken kalkıp o ilk dakikalarda yiyeceğim sıcak yatağımdan zorla uyandırılma golünün etkisini olabildiğince hızlıca üzerimden atıp günümü dolu dolu yaşamaya çalışacağım.
İyi geceler Türkiye. Her nerede uyunuyor ve uyuklanıyorsa ...
4 Kasım 2009 Çarşamba
GDO + Özgürlük + Obaya Gitmek
"Bugün bize pir geldi, gülleri taze geldi ... " Bugün yakın bi arkadaşımı akşam yemeğine nacizane soframıza davet ettim. Arkadaşım hem bölümdaşım hem de kapı komşum. Yeni kurulan evin düzenini 2.5 ayda tamamlayabildiğim için ancak bugünlerde misafir davet etmeye başladık. =) Bir aile geleneği olarak misafirleri çok severim. Çocukken köye henüz televizyon gelmemişken annemle elimizde yanar bir çıra ile ardımızda kokusu hala bilinçaltımın en güzel yerinde konaklayan bir is bıraka bıraka komşu ziyaretlerine giderdik. Çocukken en çok o komşu ziyaretlerinde annemin dizinde uyumayı severdim. Birazcık daha büyüyünce yani büyük çocuk olunca kendi başıma da akşam gezmelerine gidebilir oldum. (Bizim köyde birine ziyarete gitmeye "Obaya gitmek" denir. Yörüklük zamanından kalma herhalde.=) Şimdi İstanbul'da yetişen yeğenlerime (10 adetler =) bakıyorum ve onların yaşadığı çocukluğa içim acıyor. Reklamcılar "Şimdiki çocuklar bir harika" deyip dursalar da (Akdeniz & Ege ağzı =) "Şimdiki çocuklar birer mahkum" bence. Her türlü ekonomik kazancına rağmen ben insanların çocuklarını ve eşlerini evlere mahkum etmek uğruna şehirlere göçmesini aklıma sığdıramıyorum. Gezip gördüğüm şehirlerden çocuk yetiştirmek için en kötü olanı İstanbul. En güzeliyse tabi ki güzeller güzeli şehir Viyana =) Çünkü Viyana'da hem benim çocukluğumda elde ettiğim özgürlüğü hem de şehir hayatının getirdiği güzellikleri bir arada bulabiliyorsunuz. Çocuk parklarını bir görseniz sizin de Viyanalı bir çocuk olasınız gelir.=) Memleketimin en üzüldüğüm yanlarından birisi de budur işte: Hiç parke taşıyla kaplı çocuk parkı olur mu yaa ! =(
Günün fotoğrafını yukarıda verdim. Sırada günün şarkısı var. Bu şarkıyı bugün Bilgisayar Müh. Bilgisayar Lab'ında 3 kişi takılırken bir bölümdaşımdan dinledim. Aslında filmi izlerken de dinlemiştim ama 2 saatlik sürede her bölüme ayrı ayrı ilgi göstermek gerçekten zor oluyor. Sıradaki parça, günün şarkısı siz okuyucularım için geliyor:
Slumdog Millionaire Soundtrack: Ringa Ringa
Sabah 8.30 da biçimsel diller ve otomatlar dersi var. pfff. Koğuş yat!!!
3 Kasım 2009 Salı
Görevler ve Sorumluluk Bilinci
İlkokuldan lise sona kadar, kompozisyon sınavlarında başı sıkışan herkesin kullandığı bir klişe kalıpla başladım yazıma. x ve y. Tamamlamam gereken görevler ve benim bu görevleri yapmadaki isteksizliğim.
Malumunuz üniversite son sınıftayım. Bu yıl verilmesi gereken 19 ders ve 1 bitirme projesi var. İlk yarı için önümdeki hedef 10 (2 lab + 1 sözel + 7 Mühendislik) dersi başarıyla tamamlamak ve bitirme projesinde de olabildiğince yol katetmek.
Aldığım bu derslerden neredeyse hiçbirisi sadece vize ve final ile geçilebilecek dersler değil. Pek çoğunun projeleri var. Bu projelerin de bir çoğu grup projeleri. Grup projelerine konsantre olmak biraz daha kolay bireysellere nazaran. Grup ister istemez kendi içinde motive ediyor birbirini. Esas problem bireysel çalışmayla geçilecek derslere yoğunlaşabilmek.
Konu dağılmadan aldığım derslerin görevlerinin bir listesini vereyim burada:
Grup Projeleri Olanlar:
3 tane de sadece vize + Final denklemiyle tanımlanmış derslerim kalıyor bunların dışında. Gerçek Zaman Sistemleri, Biçimsel Diller ve Otomatlar ve ATA 101.
Bu kadar dersi projesi olan bir insanın günde kimbilir kaç saat ders çalışması gerekir. Kimbilir ! Benim bilmediğim kesin.
Yıllardır içimde, kurmayı hep özlemlediğim ancak hiçbir zaman disiplin sağlayamadığım bir düzen tutkusu var. Lisede tek başıma bir evde yaşarken bunun için tek ihtiyacımın bir kitap rafı olduğunu düşünürdüm. Çünkü o zamanlar kaldığım ev inşaattan bozma bir yerdi ve odada sadece bir yatak ve masa vardı. Üniversiteye geldim Gölet Yurtlarına yerleştim ve bu yurt bana istemediğim kadar raf sağladı. Ancak bu da bir düzen kurmamı sağlayamadı. O yıllarda yolun henüz başında olduğum için düzensizlik o kadar da can yakıcı değildi. Her hatanın telafisi mümkün görünüyordu. Zaman upuzun uzuyordu önümde. Ancak ne zaman tükendiğini anlayamadan bitti 4 sene. Ve hala ben düzensizliğimi yeni taşındığım evimde kitap rafı olmamasına bağlamaya çalışıyorum içten içe.=) Düzen demişken planlı çalışmak aklıma geldi şimdi. Ben çok güzel plan yaparım. Tutkuyla, şevkle, büyük bir heyecanla . Öyle severim ki plan yapmayı plandan sonra arkada işe başlayacak enerji bırakmadan uğraşırım planımla. Lisedeyken her akşam istisnasız önümüzdeki haftanın çözülecek soruları planını yapardım. Tüm ÖSS öğrencilerinin en büyük eğlencesi de buydu sanırım. Teoride ne sorular çözülebilir gözüküyordu o zaman aralığında. Ancak iş zamanı geldiğinde plana uymamak için bin türlü mazeret üretiyorduk. Bazen başlangıç kısmında planın gazıyla bir şeyler yapıp hemen sonra dağılıveriyorduk. Çok sonradan bu olaya "Türk gibi başlamak" dendiğini öğrendim. Türk gibi başlamak yapımız itibariyle çok kolay. Gazı alınca ilk adımı koşarcasına atarız. Ancak iş "İngiliz gibi bitirmeye" geldiğinde zaten ortamda Türk diye birisi kalmamış olur. =)
Şimdi bu yazıyı yazarken de farkettiğim gibi yapmam gereken tonlarca iş var. Bense ilk adım olarak bunları layıkıyla halledebileceğim bir iş planı yapacağım. =) Bayılıyorum plan yapmaya.
Planınıza sadık kalın, hoşçakalın !
Malumunuz üniversite son sınıftayım. Bu yıl verilmesi gereken 19 ders ve 1 bitirme projesi var. İlk yarı için önümdeki hedef 10 (2 lab + 1 sözel + 7 Mühendislik) dersi başarıyla tamamlamak ve bitirme projesinde de olabildiğince yol katetmek.
Aldığım bu derslerden neredeyse hiçbirisi sadece vize ve final ile geçilebilecek dersler değil. Pek çoğunun projeleri var. Bu projelerin de bir çoğu grup projeleri. Grup projelerine konsantre olmak biraz daha kolay bireysellere nazaran. Grup ister istemez kendi içinde motive ediyor birbirini. Esas problem bireysel çalışmayla geçilecek derslere yoğunlaşabilmek.
Konu dağılmadan aldığım derslerin görevlerinin bir listesini vereyim burada:
Grup Projeleri Olanlar:
- Sistem Programlama
- 23 Kasım 2009 : Linux Kernel and System Calls
Hocanın proje tanımı şöyle:In this project you will:
- Learn how to add a new system call to the Linux kernel.
- Remember process creation and process management in Linux.
- Understand and modify the task descriptor structure in the kernel.
- Understand and work with the /proc file system.
- Learn how to compile a Linux kernel.
- 23 Kasım 2009 : Linux Kernel and System Calls
- Yazılım Mühendisliği
Bu derste bir yazılım projesinin nasıl gerçekleneceği öğretilmeye çalışılıyor. Bunun için 5 kişilik bir ekip kurduk. Bu derste önemli olan yazılan kodun kendisinden çok raporlanması. Bu proje kapsamında 4 adet rapor yazılacak. Biz hepsini ortak yapmaktansa her bir raporu sırasıyla bir grup elemanının yapmasına karar verdik. Benim görevim bu raporların ardından yapılacak olan proje sunumu. Ancak rapor içerikleri birbiriyle aynı olmadığı için bazı raporlarda adaletsiz olacak gibi duruyor o yüzden uzun sürmesi muhtemel olan raporlardan birisini bir arkadaşımla beraber ben yazacağım.- 3 Kasım 2009: Report-1 (Software Project Plan)
- 17 Kasım 2009: Report-2 (Software Requirements Specification)
- 24 Kasım 2009: Report-3 (Software Design Specification)
- 8 Aralık 2009: Report-4 (Software Test Plan)
- 3 Kasım 2009: Report-1 (Software Project Plan)
- Veri Tabanı Yönetim Sistemleri
Bu ders 3. sınıf dersi ama geçen yıl ben burada olmadığım için bu dersi alamadım. Benim gibi Erasmus'a giden başka arkadaşlar da olduğundan hep birlikte bu dersin grubunu oluşturduk. Bu derste temel olarak Veri tabanı kavramı üzerinde duruluyor. Grubun görevi dönem sonuna kadar veri tabanı kullanan bir tane uygulama yaratmak. Biz Java kullanarak bir Öğrenci Bilgi Sistemi yazacağız. Bu ders için önemli deadline'lar:- 18 Kasım 2009: Bireysel ara rapor teslimi.
- Artificial Intelligence
Bu dersin ayda 1 verilen ödevleri var. İlk ödev geçti. Esnetilmiş deadlina'a rağmen içimde bu ödevi yapmak için hiç bir istek duymadığımdan yarım yamalak bir halde gönderdim. Bi dersin içinde "Complexity" geçiyorsa ben soğuyorum arkadaş! - Advanced Data Structures
Alın size bir başka complexity ile kafayı bozmuş ders daha. Logaritma gördükçe kusasım geliyor artık. Bu dersin advanced olmayan ilk kısımlarında aslında hatırı sayılır bir başarım vardı ancak bu versiyonu olmamış diyor 10 üzerinden 3 ver.. . eeeh!- 16 Kasım 2009: Project-1
3 tane de sadece vize + Final denklemiyle tanımlanmış derslerim kalıyor bunların dışında. Gerçek Zaman Sistemleri, Biçimsel Diller ve Otomatlar ve ATA 101.
Bu kadar dersi projesi olan bir insanın günde kimbilir kaç saat ders çalışması gerekir. Kimbilir ! Benim bilmediğim kesin.
Yıllardır içimde, kurmayı hep özlemlediğim ancak hiçbir zaman disiplin sağlayamadığım bir düzen tutkusu var. Lisede tek başıma bir evde yaşarken bunun için tek ihtiyacımın bir kitap rafı olduğunu düşünürdüm. Çünkü o zamanlar kaldığım ev inşaattan bozma bir yerdi ve odada sadece bir yatak ve masa vardı. Üniversiteye geldim Gölet Yurtlarına yerleştim ve bu yurt bana istemediğim kadar raf sağladı. Ancak bu da bir düzen kurmamı sağlayamadı. O yıllarda yolun henüz başında olduğum için düzensizlik o kadar da can yakıcı değildi. Her hatanın telafisi mümkün görünüyordu. Zaman upuzun uzuyordu önümde. Ancak ne zaman tükendiğini anlayamadan bitti 4 sene. Ve hala ben düzensizliğimi yeni taşındığım evimde kitap rafı olmamasına bağlamaya çalışıyorum içten içe.=) Düzen demişken planlı çalışmak aklıma geldi şimdi. Ben çok güzel plan yaparım. Tutkuyla, şevkle, büyük bir heyecanla . Öyle severim ki plan yapmayı plandan sonra arkada işe başlayacak enerji bırakmadan uğraşırım planımla. Lisedeyken her akşam istisnasız önümüzdeki haftanın çözülecek soruları planını yapardım. Tüm ÖSS öğrencilerinin en büyük eğlencesi de buydu sanırım. Teoride ne sorular çözülebilir gözüküyordu o zaman aralığında. Ancak iş zamanı geldiğinde plana uymamak için bin türlü mazeret üretiyorduk. Bazen başlangıç kısmında planın gazıyla bir şeyler yapıp hemen sonra dağılıveriyorduk. Çok sonradan bu olaya "Türk gibi başlamak" dendiğini öğrendim. Türk gibi başlamak yapımız itibariyle çok kolay. Gazı alınca ilk adımı koşarcasına atarız. Ancak iş "İngiliz gibi bitirmeye" geldiğinde zaten ortamda Türk diye birisi kalmamış olur. =)
Şimdi bu yazıyı yazarken de farkettiğim gibi yapmam gereken tonlarca iş var. Bense ilk adım olarak bunları layıkıyla halledebileceğim bir iş planı yapacağım. =) Bayılıyorum plan yapmaya.
Planınıza sadık kalın, hoşçakalın !
2 Kasım 2009 Pazartesi
Yazmayı Sevmeyen Adamın Hikayesi
Merhabalar,
Bu bloğu Mayıs 2007 tarihinde başlatmışım ama ne hikmetse ilk yazımı yazmak için 2,5 sene beklemişim. Buradan çıkacak sonuç, tutkulu takipçilerimi (an itibariyle 0 kişi =) ikinci yazım için bir başka 2 yıl bekleteceğim çıkarımı olmamalıdır çünkü yazmadıklarım yazmayacağımın garantisi değildir. Yapacak daha önemli bir işim yoksa her gün en az bir yazı yazmayı düşünüyorum. Teoride tonlarca iş yüküm olmasına rağmen pratikte hepsi 3 kişilik ihaleli batak oynamaya tercih edilebilecek şeyler olduğundan hiçbirisi yazmamama mazeret değiller. Yeri gelmişken söyleyeyim gecenin bu saatinde (04:53) yazı yazmanın en güç yanı cümleyi tamamlamaya yakın başlangıç kısmını çoktan unutmuş olmak sanırım. Normal bir zamanımda olsa bu tezi kendi içinde kanıtlamak için kasar da kasardım ama şu an ona ayırabileceğim hiç enerjim kalmadı.
Ben kimim? Aceto Balsamico'nun bloğunda yıllar önce yayınlanmış bir yazıda anlatılan kişilerden bir parçayım en başta. Ne kadar klişeden uzakta yaşamaya çalışsam da dün okuduğum bu yazının yüzüme çarptığı gibi ben de artık herkes gibiyim. Üniversiteye ne zaman başladığımı anlamadan mezun olmak üzereyim. Gerçi bu performansla o da mümkün gözükmüyor fakat geçmişteki deneyimlerimin benim hakkımda söylediği tek şey olan son dakikaların adamı olma özelliğimden dolayı bu yıl mezun olabileceğimi düşünüyorum.
Bu blog ne anlatıyor ve ne anlatacak peki ? Biraz önce blog yazmaya karar verdiğimde aklıma gelen ilk soru bu oldu. Blog yazma hevesimin yeniden yükselmesinin sebebi son günlerde çokca bloglarda takılmam oldu sanırım. En çok Aceto Balsamico'da bir şeyler okurken aklıma geliyordu bu. Bugün BJK - Wolfsburg maçı için bedava bilet veren bloglarda ** heyecanla beklerken de aklıma gelip gelip giden düşünce buydu. Gecenin en son aktivitelerinden birinde de twitter'da verdiği bir bağlantıyla Ersin Düzen'in bloğuna gittim. Neyse efenim konudan kopmadan ilk soruya cevap aramak gerekirse tüm bu heveslenmelerimin sonunda kendi bloğumun adresini tamamen meraktan adres çubuğuna yazdım ve buraya geldim. Ne anlatacağım ? Esas cevaplanması gereken soru "Kime anlatacağım?" olmalı sanki. Hedef kitle. Yazılarımı bir ticari ürün gibi düşününce bir hedef kitle seçme zorunluluğu doğuyor. Öyleyse öncelikle bu yazıların sadece keyif alındığı için yazıldığını kabullenelim. Kendim için yazıyorum. Şu andaki okuyu istatisliklerine bakılırsa zaten ne kadar haklı olduğum anlaşılır =) Kendim yazıyorum kendim okuyorum. Öyleyse bu blogda da kendimi anlatırım. Kendi hayatımın hikayesini yazarken aralarda anlattıklarım da belki başka insanların ilgisini çeker.
Öyleyse başlayalım.
Bu bloğu Mayıs 2007 tarihinde başlatmışım ama ne hikmetse ilk yazımı yazmak için 2,5 sene beklemişim. Buradan çıkacak sonuç, tutkulu takipçilerimi (an itibariyle 0 kişi =) ikinci yazım için bir başka 2 yıl bekleteceğim çıkarımı olmamalıdır çünkü yazmadıklarım yazmayacağımın garantisi değildir. Yapacak daha önemli bir işim yoksa her gün en az bir yazı yazmayı düşünüyorum. Teoride tonlarca iş yüküm olmasına rağmen pratikte hepsi 3 kişilik ihaleli batak oynamaya tercih edilebilecek şeyler olduğundan hiçbirisi yazmamama mazeret değiller. Yeri gelmişken söyleyeyim gecenin bu saatinde (04:53) yazı yazmanın en güç yanı cümleyi tamamlamaya yakın başlangıç kısmını çoktan unutmuş olmak sanırım. Normal bir zamanımda olsa bu tezi kendi içinde kanıtlamak için kasar da kasardım ama şu an ona ayırabileceğim hiç enerjim kalmadı.
Ben kimim? Aceto Balsamico'nun bloğunda yıllar önce yayınlanmış bir yazıda anlatılan kişilerden bir parçayım en başta. Ne kadar klişeden uzakta yaşamaya çalışsam da dün okuduğum bu yazının yüzüme çarptığı gibi ben de artık herkes gibiyim. Üniversiteye ne zaman başladığımı anlamadan mezun olmak üzereyim. Gerçi bu performansla o da mümkün gözükmüyor fakat geçmişteki deneyimlerimin benim hakkımda söylediği tek şey olan son dakikaların adamı olma özelliğimden dolayı bu yıl mezun olabileceğimi düşünüyorum.
Bu blog ne anlatıyor ve ne anlatacak peki ? Biraz önce blog yazmaya karar verdiğimde aklıma gelen ilk soru bu oldu. Blog yazma hevesimin yeniden yükselmesinin sebebi son günlerde çokca bloglarda takılmam oldu sanırım. En çok Aceto Balsamico'da bir şeyler okurken aklıma geliyordu bu. Bugün BJK - Wolfsburg maçı için bedava bilet veren bloglarda ** heyecanla beklerken de aklıma gelip gelip giden düşünce buydu. Gecenin en son aktivitelerinden birinde de twitter'da verdiği bir bağlantıyla Ersin Düzen'in bloğuna gittim. Neyse efenim konudan kopmadan ilk soruya cevap aramak gerekirse tüm bu heveslenmelerimin sonunda kendi bloğumun adresini tamamen meraktan adres çubuğuna yazdım ve buraya geldim. Ne anlatacağım ? Esas cevaplanması gereken soru "Kime anlatacağım?" olmalı sanki. Hedef kitle. Yazılarımı bir ticari ürün gibi düşününce bir hedef kitle seçme zorunluluğu doğuyor. Öyleyse öncelikle bu yazıların sadece keyif alındığı için yazıldığını kabullenelim. Kendim için yazıyorum. Şu andaki okuyu istatisliklerine bakılırsa zaten ne kadar haklı olduğum anlaşılır =) Kendim yazıyorum kendim okuyorum. Öyleyse bu blogda da kendimi anlatırım. Kendi hayatımın hikayesini yazarken aralarda anlattıklarım da belki başka insanların ilgisini çeker.
Öyleyse başlayalım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
